Connect with us

Sine Muhabbet

Greig Fraser | En İyi Karelerim

Published

on

Dune, The Batman, Rogue One gibi birçok efsanevi filmin görüntü yönetmeni Greig Fraser en ikonik filmlerinin her birinden favori bir kare seçiyor.

Kaynak: IGN

Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Greig Fraser’dan en ikonik filmlerinden her birinden en sevdiği kareyi seçmesini istedik. Dune, The Batman, Rogue One, Zero Dark Thirty ve diğer birçok filmin görüntü yönetmeni her kareyi bizim için parçalara ayırıyor ve her birini kendisi için bu kadar özel kılan şeyin ne olduğunu açıklıyor

Zero Dark Thirty (2012)

“Zero Dark Thirty dijitalde çektiğim ilk filmdi. Filmi test ettik. 16 mm’yi test ettik. O film için bir dizi farklı seçeneği test ettik ve bu bir film için dijital kamera kullandığım ilk sefer oldu. Şimdi, dijital bir kamera ile… Sadece teknik detaylara gireyim. Görüntüyü düzgün bir şekilde pozlarsanız ve “düzgün” çekerseniz hemen hemen her dijital kamera güzel görüntüler çeker. Zero Dark Thirty’de en iyi bildiğim şey zorluklarla karşılaşacağımızdı; her zaman her şeyi düzgün bir şekilde çekme fırsatımız olmayacaktı. Telafisi çok riskli olan durumlarda bunu başarabilecek bir kameraya ihtiyacımız olacaktı.

O filmdeki en sevdiğim sahne aslında teknik olarak elde edilmesi en zor sahnelerden biri ve kameralarımı test ettiğim sahne de bu. Jessica Chastain’in karakterinin sorguya girdiği sahne bu. Oyuncumuz Reda’yı yerde, iplerle bağlanmış bir şekilde görüyoruz. Reda’nın üzerindeyiz ve kapı açılıyor. Jessica kapıdan girerken neredeyse zifiri karanlıktan patlamış bir ışıklandırmaya geçiyor.

Çekimin kendisi, bence, film hakkında birçok şeyi özetliyor, dehşetten bahsediyor. Ancak teknik olarak, bunda sevdiğim şey, açıkçası, Hollywood’da test çekimleri sırasında bu sahneyi deneyemememdi. Üstüne üstlük bu sahnenin seti Ürdün’deydi. Ancak her şeye rağmen bu sahneyi çekeceğimizi biliyordum. Bir test bölmesindeki en karanlık iç mekanı ve dışarıdaki en parlak Los Angeles güneşini çekerek bu testleri yaptım. Hangi kameraların en iyi performansı gösterdiğini görmek için.

Arri ALEXA o zamanlar diğer benzeri kameralardan çok daha üstündü. O zamanlar kameranın sınırlarını etkili bir şekilde zorladığım için iyi performans gösterdi. Ama bu çekimi sevmemin sebebi bu değildi, çekimi başka sebeplerden dolayı sevdim”

Rogue One: A Star Wars Story (2016)

“O filmde en sevdiğim sahne, filmin sonunda Darth Vader’ın ışın kılıcının ortaya çıkmasıydı. Bana göre… Bilmiyorum, izlediğimde hala tüylerim diken diken oluyor. Sette bu şeylerin çoğunu yaratırken büyü biraz kayboldu çünkü onu arkadan aydınlatmanın bir yolunu bulmak için ne kadar çaba sarf ettiğimizi hatırlayan benim. Kılıç Vader’ı önden biraz aydınlatsa da bunun çok fazla olmasını isyemiyorduk. Çünkü Vader’ın ön cephesinden çok fazla detay görürsek silüet hissini kaybedecektik.

Planlanan sahnenin etkisini gerçekten anlamak için yaptığımız bir dizi test var. Komik olan, Gareth’in bana o sahneden ilk bahsettiğinde, o sahne bir tanışma sahnesi olarak geçtiği için, film biraz farklı bir şekilde bitecekti. Temel olarak değil, sadece sona ulaşma biçimleri açısından. Gerçekten harika bir sahne çektik. Bildiğim kadarıyla, bu filmde vardı.

Ama sonra Gareth beni aradı ve “Bir fikrimiz var. Vader gemide. Çok iyi iş çıkaracak.” dedi. Ben de “Tamam, harika.” dedim. Yani, Vader sette olduğunda her zaman iyi bir gün olur. “Tamam. Harika. Vader’ı tekrar çekmek güzel dostum Darth.” gibi olursun. Ama biraz şaşırmıştım çünkü gerçekten iyi bir şey çekmiştik. Bunu Gareth’e ifade ettim ve “Tamam. Peki, tabii. Elbette. Nedenini tam olarak anlamıyorum ama makul.” dedim. Sahneyi açıkladı ve ben de “Ah, evet. Bu oldukça harika. Bu oldukça harika bir sahne.” dedim.

Ama asıl mesele şu ki, Vader’ın New Hope’un giriş sahnesinde dumanların arasından yürümesi kadar ikonik bir Vader anı yaratma şansımızın olmasıydı. New Hope’daki sahne: beyaz bir alanda bu siyah figür. Yani, bundan daha ikonik olamazsınız. Tamam o kadar ikonik diyemem, çünkü hiçbir şey o seviyede olmaz. Bunu altın standart olarak görüyoruz. Ama insanların yıllar sonra izleyip ‘Bizim işimizin de böyle görünmesini istiyorum’ diyecekleri ikoniklik seviyesine sahip bir Vader sahnesi yaratma şansımızdı.”

Lion (2016)

“Lion’ı Rogue One’ı çektiğim yıl çektim. Bana göre, bu iki film birbiriyle tamamen bağlantılı. Neredeyse aynı film olduklarını söyleyemem ama bana göre, birinde diğerine verebileceğim ve tam tersi şekilde kullanabileceğim bazı çok benzer özelliklere sahiplerdi. Lion’da göstermek istediğimiz şeylerden biri de Saroo’nun büyük olaylar karşısındaki ölçeğiydi. Herhangi bir Star Wars filmi izlerseniz, her şey ölçeklerle ilgilidir. Örneğin, bir insanın devasa Millennium Falcon’a karşısındaki minik ölçüsü, Millennium Falcon’un devasa Ölüm Yıldızı’karşısındaki minik ölçüsü. Ölçek üstüne ölçek.

Lion gibi bir film yaparak, Saroo’nun hikayesini de bu mantıkta anlatıyoruz. Saroo’ya tam boyutlu bir karakter olarak davranıyoruz. Ona yukarıdan bakmıyoruz. Sadece onun seviyesinde oturuyoruz. Bu, Garth ve benim, Saroo’yu her gördüğümüzde, çoğunlukla onun göz hizasında olduğumuzdan emin olmak için yaptığımız bilinçli, kasıtlı bir seçimdi. Seyirciyle bir bağ kurmaya yardımcı oluyor. Seyirci bu karakteri her zaman çocuk olarak görmüyor. Ama böyle görmelerini istediğimizde yardımcı oluyor. Onu bir tren istasyonunda uzun boylu yetişkinlerle çevrili olarak görebiliyoruz. Çaresizliğini görebiliyoruz.

O filmde en sevdiğim sahnelerden biri Saroo’nun Howrah Köprüsü’nden koşarak geçtiği sahne. Birkaç köpek sesi duyuyor ve köprünün ortasında duruyor. Bu sahnede ve karakterin o andaki yolculuğunda sevdiğim şey ise köprünün açıkça bir sembol olması, bir geçiş. Ama bence izleyici açısından o anda gerçekten önemli olan şey bu adamın ne kadar savunmasız olduğu. Bu genç çocuk bu devasa, boş, ıssız köprünün ortasında küçücük. Köprü boş ve Hindistan’a gitmiş olan herkes bunun nadiren, hatta hiç olmadığını fark eder. Küçük çocuk, ıssız köprü: film hakkında çok şey söylüyor ve o andaki karakter hakkında çok şey söylüyor.”

Dune (2021)

“Dune: Part One’da birkaç tane var. Ama benim için tüm filmi özetleyen sahneyi belirteceğim. Paul’un ilk kez yüzünün baharatla kaplandığı sahne. Timothée’nin oradaki görünümünü ve performansını seviyorum. Joe ve Denis’in bunu Paul’ü yaşlandıracak şekilde kesmesini seviyorum. Birkaç yıl büyüyor gibi görünüyor. Tam o anda birkaç yıl yaşlanıyor gibi görünüyor. Yüzündeki kumdan dolayı biraz daha yıpranmış olmasının bir kombinasyonu mu bilmiyorum ama olgunlaştığını hissediyor.”

Komik olan, Denis’in seçiminin aynı sekans olmasıydı. Ay’daki adamın ilk adımları.

“O sahneyi hatırlıyorum çünkü onu çekerken, kamerayı güzel ve sabit tutmak için çok uğraşmıştık çünkü çok fazla rüzgar ve benzeri şeyler vardı. Gerçekten zor bir sahneydi çünkü, tabii ki, ayak izleri çektiğinizde, ayak izleri yolunuza çıktığı için kolayca geri gidemiyorsunuz. Kumu temizlemelisiniz. Çok fazla çekim yapamadığımız sahnelerden biriydi. Her şeyin çalışması gerekiyordu. Rüzgar, odak, adım izleri, hareket, bu yüzden çekilmesi eğlenceli bir sekanstı.”

Batman (2022)

“Batman, COVID nedeniyle üç yıl boyunca çektiğim bir film. Normalde altı veya yedi ay boyunca bir film çeken ve sonra devam eden biri olarak, filmi bölümlere ayırıp devam edebilir ve stilini veya görünümünü değiştirebilirim, böylece bir sonraki film çok farklı olur. Üç yıl boyunca birlikte yaşadığım bir film oldu Batman. Üç yıl boyunca görsel korteksimde, beynimdeydi.

Filmde sevdiğim birkaç sahne var: Ana karakterimizin Batman olmak için göz makyajını yaptığı ilk tanıtım. Ama sanırım en sevdiğim sahne filmin sonu. Bilmececi yolculuğunda başarılı olamadığını fark etmiş ve hapishanede duruyor. Pencereden dışarı bakıyor ve neler olduğunu merak ediyor. Sonra, küçük bir ses geliyor ve onunla sohbet ediyor. O sahnenin havasını ve o karakterler için böylesine ilginç bir hikaye oluşturmasını seviyorum. Bu karakterleri çok net göremediğimiz gerçekten soyut bir şekilde bitiyor.

Sonunda ışık, parıltı ve karanlık ortaya çıkıyor. Biraz su altında olma hissi gibi ama aslında hapishanede olmak gibi geliyor. Çekim sırasında güneş ışığı düşüktü ve bu yüzden ışık ve parıltı yaratabilmemiz için bize esneklik sağladı. Daha önce birkaç kez hapishanede ve bir sorgu hücresinde bulunmuştuk. Ama bunun çok daha sıra dışı olması gerekiyordu. Konsept ise etkili bir şekilde biraz daha cennetsel, iğne batırması hissi verecek derecede rahatsız edici ve okunması biraz daha zor bir şey yaratmaya çalışmaktı.”

Dune: Part Two (2024)

“Zor bir sahneydi çünkü ben de o filmdeki tüm iş arkadaşlarımız gibi her gün her sahneyi yaşadım ve soludum. Ama sinemada kanımı gerçekten harekete geçiren sahnenin Paul’ün solucana bindiği sahne olduğunu düşünüyorum. Denis’in de en sevdiği sahne Paul’ün ayağa kalktığı sahne. Dizini solucandan ayırıp ayağa kalkmaya başladığı sahne. Benim en sevdiğim sahne ise tam ondan sonra ayağa kalktığı sahneydi ve uzun bir lensteydi. Titriyordu ve çok hızlı hareket ediyordu.

Bunu ilk kez sinemada izlediğimi hatırlıyorum. Denis’le filmi tam sesle ve her şeyle izledim ve havaya beşlik çakıyordum ve Denis’e yumruk atıyordum, “Bu harika!” diyordum. Hans’ın müziği ve her şeyle birlikte, bu tüm sekans için en sevdiğim sahneydi. Yine de, her gördüğümde, hatta çektiğimiz andan itibaren bile aynı tepkiyi veriyorum. Üzerimdeki etkisinden hiçbir şey kaybetmedi.

Bu sahne, ekip olarak gerçekten çok emek verdiğimiz sahnelerden biriydi vemuhtemelen tüm filmdeki en uzun sahneydi. Diğer tüm sahnelerin çekimlerine başlamadan önce bu sahneye başladık ve sanırım sekanstaki son sahneyi, çekimleri tamamlamadan bir hafta önce yaptık. Bu kadar uzun sürdü. Neden biliyor musunuz? Çünkü karmaşık. Referans olarak kullanabileceğimiz hiçbir şeyimiz yoktu. Bunu nasıl çekeceğimizi anlamak için kullanabileceğimiz başka solucan sürme sahnemiz yoktu.

Doğru yapmak için çok titizdik. Ya dublör tam olarak işe yaramadıysa, ya kamera sallanması tam olarak doğru değilse. Kamerayı bu şekilde hareket ettirmek için onu doğal olmayan bir şekilde sallamamız gerekiyordu. Çünkü çölde saatte 150 mil hızla giden bir solucanla seyahat eden bir kameramız yoktu. Bunu kendimiz yapmak zorundaydık. Sahte görünmesi ve gerçek hissettirmesi arasında gerçekten ince bir denge var. Bunun üzerinde çok çalışmamız gerektiğini bildiğimiz şeylerden biriydi ve öyle de yaptık. O çekimden gerçekten gurur duyuyorum. Bayılıyorum. O çekimi çok, çok, çok seviyorum. Her aklıma geldiğinde. Tekrar çocuk oluyorum.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir